Sonbahar ve kış mevsimini çok severim ben. Battaniye, kar, kahve, sahlep, sıcak bi çay, film, kitap bende sıcacık etkiler bırakır. Genelde yaz gelirken insanın içi kıpır kıpır olur ama bende tam tersi. Kış benim kalbime yumuşacık dokunur, bi güven duygusu gelir. Aile, portakal kokusu, muhabbet, televizyon, içimde uyandırdığı duygular bunlar. Belki de bi kaç kişiye bu yazıyla kışı sevdirmiş olabilirim:)
Kış gelirde hazırlığı olmaz mı? Hele benim gibi istiflemeyi seven bi insan hazırlık yapmazsa olmaz tabi. İlk hazırlıklar turşular. Acı biber turşusu ve karışık turşu. Benim için belli bi tarif yok. Biraz tecrübe, biraz hafıza, birazda atmasyon ile hazırlanmış turşularımız karşınızda. Afiyetler olsun...
Bim marketler zincirinin(!) her cuma farklı ürünleri geliyor. Hemen hemen herkes biliyordur zaten her sokakta olduğu için:) Benim sokağımın başında da bir bim var ve ara sıra uğruyorum. Malum başlayacak olan okullar için heryerde kırtasiye malzemeleri var. Kırtasiye malzemelerine karşı bi zafım var zaten. Bu mantar panoyu gözüme kestirdim bende. Baktım baktım çok ham göründü gözüme. Bende değişsin istedim.
Elimde olan fotoğrafları astım. Belki değiştiririm belki de böyle kalır.
Haftasonunun işlerinden. Çerçeveler uzun zamandır bekliyordu resimlenmek için. Aklımda onca iş varken hangisine sıra gelecek bilemiyorum.
İnsan eski resimlerine bakınca büyüdüğünü anlıyor Beren'in. Sanki böyle doğmuş, hep böyle yerinde duramayan, anniiii diyen, karşıdan öperek gelen, dütt, ayyan, et, mamma, al, aç ve tabiki damadımız pepe diyen biriydi hep. O 2.500 kiloluk halini çabucak unuttuk gitti.
Maksi etekler bu ara favorim. Bu da flamingolusu. Rengini de desenini de çok beğenmiştim. Ama kardeşime gitti. Onun için dikildi. Beline lastik takıp, kemerle de süsledim. Ben fiyonklu şeyleri çok sevdiğim için bu şekilde düşündüm.
Bu da yine desenini çok beğenerek aldığım bi kumaş. Kardeşimle ikimize de yarasın diye bluz yapmaya karar verdim. Basit kalıpsız bi model.
Bu şirin, tatlı pembiş ve max hello kıty li mendilleri çok sevdim:)) Burnumu silmeye kıyamayıp çantamda bulunan diğer mendili kullandım, yani o kadar kıyamadım desem:))
Akşamları saat 23 ten sonra bana kalan 1-2 saati uyuklayarak ama illa da bişeyler yaparak geçirmek istiyorum. Çok normal sayılmam sanırım. Bi yat uyu, bi sırtını koy dimi. Yok illa bişeylerle uğraşıcam. Önceki akşamda aynı hislerle dikiş diksem desem herkes uyudu, çarpı işi desem cıkss onu da canım istemedi; dedim en iyisi şu aldığım paşabahçe baharatlığa bişeyler yapayım. Onu yaparken daha önce iş yerinde kullandığım tek bardaklık sürahiyi de süsleyeyim dedim. Bu ikisi çıktı ortaya.
Minik kızımız berentoş yürüyor. Şu an itibariyle Beren tam 17 aylık. Her çocuğun gelişimi farklı tabi ama ben biraz yürümek konusunda geç kaldığını düşünüyordum ki kızım atılımını yaptı ve 15 gündür yürümeye başladı. Yaklaşık 3 ay önce ayağını burkmuştu. O zaman başlayan sıralaması yürümesini duraklatmıştı ki çok şükür hepsini geride bıraktık.
Burda da resmen aşk yaşıyoruz kızımla. Öpmeyi öğrendi. Onunla öpüşmek ne büyük keyif ya:))
Bunlarda son haftanın bileklikleri. Zincirli ve metal boncuklu olan H&M den. Diğerleri kızılderililerin yapıp sattığı sokak bileklikleri. Mavi ve yesil olanı aynı gün kaybettim yalnız.
Bloglar arasında ve tabiki pinterestte gezerken insanın herbişeye el atası geliyor. Çarpı işine de "geniş zamanlar" adlı çok cici ve sıcak bir blogtan ilham alaraktan bende giriştim. Nitekim çokta zevk aldım.
Bu da sıradaki iş. Sıradaki çarpı işini ketene yapmaya çalışıyorum. Çalışıyorum evet:)) Sanırım biraz daha zor olacak. Ne zaman biter artık hayırlısı.
Burada bahsettiğim ceket işlemi sona erdi. İlk diktiğim ceketim. 10 ay kadar önce makinayı aldığımda tabiri caizse "bel bel" makinaya bakıp, 3 günün sonunda düz dikiş dikebildiğim için sevinçten havalara uçtuğum düşünülürse; bu benim için mucizedir.
Burasıda eymir gölü. Pek göl ortamına uygun bi kıyafet seçimi olmamış benim için:) Ben ilk defa buraya geldiğim için ve sonuçta restaurantta gideceğimizi düşündüğümden ve birde hevesten heralde bu seçimi yaptım.
Doğallığını çok beğendim buranın. O meyve ağaçları, bisiklet yolları hepsi çok güzeldi. Göl biraz kirliydi onu sevmedim.
Burasıda kahvaltı yaptığımız konak ve manzarası. Çok dinlendirici, çok keyifliydi.
Ben anladım ki yaşlanıyorum ve yaşlandıkça huzur arıyorum. Burada elle tutulur pek bişey olmamasına karşın, ben bayıldım. Çünkü şehir ortamından ve gürültüden uzak, sakin ve huzurlu bi yerdi. Resmen eksi yükümü burda bıraktım.
Benim gibi yaşlanmış kişilere tavsiye edilir:))
Nasıl geçti anlamadan yine haftanın sonuna geldik. Zaman mı çabuk geçiyor bende mi anormallik var anlamış değilim. Gerçi izafiyet teorisine göre zaman göreceli bi kavram; kişiye ve duruma göre değişiyor. Bazı durumlarda insana saniyeler ömür gibi geçerken, bazı durumlarda da akar gider.
Anne olmak başka bişeymiş. Zaman kavramın değişiyor. Beynindeki ekran artık çift görüntü veriyor. Önceleri insan sadece aklında tek bir görüntü ile ilgilenebiliyorken, çocuktan sonra o an düşünülecek şey+çocuk. Bilmem dışardan nasıl görünüyor ama Beren bende bambaşka bir duygu; vicdan azabı, yetememe duygusu, pişmanlık, sorumluluk gibi hisleri uyandırıyor. Bazen sinirleniyorum ve sonrasında pişman oluyorum.
Şu güzelim Cath Kidston desenli tepside akşam imal edildi. İlk peçete transferi yapışım. Ordan burdan herşeye merakım var. Ama benim için önemli olan kullanılabilir, güzel ve çarpıcı bişeyler yaratmak.
Son projelerimden bahsetmiştim son yazımda. Önceliği cekete verdim ve bi hevesle başladım. bu benim ilk ceket denemem.
Renk olarak bayıldığım mint yeşilini seçtim. Kumaş krep. Dikiş konusunda teknik bilgim hiç yok. Tamamen alaylıyım:) Dikerek öğreniyorum bu işi ve kumaşları. Kolu takarken biraz zorlandım, oturtmam zor oldu. Diğer konularda ise hiç fena değildim. Şimdi astarını ve boyunu ayarlamak kaldı.
İkinci işim ise çarpı işi. Bilmem bu ne olacak. Hiç bi fikrim yok. Şu anda sadece işliyorum o kadar.